Overtime Tracking By Fingerprint

201506.23
Off
0

Parmak izi ile mesai takibi uygulaması, “kişisel bilgilerin gizliliği” ilkesine aykırı olduğu iddiası ile son dönemde yoğun olarak eleştirilmektedir. Konunun açıklığa kavuşturulabilmesi adına uygulamanın başta Anayasanın ilgili hükümleri, sair mevzuat ve Türk iç hukukunda üstünlüğü kabul edilen Uluslararası Sözleşmeler açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Çalışanın parmak izinin kişisel bilgilerden olup olmadığının tespiti açısından öncelikle “kişisel bilgi” kavramının sınırları belirlenmelidir. Buna göre; kişisel bilgi, “doğrudan veya dolaylı olarak özellikle de bir kimlik numarası veya psikolojik, zihinsel, ekonomik, kültürel veya sosyal kimliğe bağlı olarak belirlenebilir ve belirlenmiş bir gerçek kişiye ait her türlü bilgi” olarak tanımlanmaktadır. Parmak izi de bireyin fiziksel olarak belirlenmesini sağlayan bir bilgi olması nedeniyle kişisel bilgiler arasında yer almaktadır. Dolayısıyla elde edilen bilgi, parmak izinin tamamı olmasa dahi bireyi belirlemek için yeterli ise “kişisel bilgi” kavramı içersinde kaldığının kabulü gerekmektedir.

Kişisel bilgilerin korunması ise, gerek evrensel ve gerekse bölgesel insan hakları sözleşmelerinde “özel yaşamın korunması” çerçevesinde değerlendirilmektedir. Özel yaşamın korunması ise bireyin temel haklarından olduğu cihetle Anayasada ve Uluslararası Sözleşmelerde sıklıkla yer bulmuştur.

Gerçekten de Anayasa’nın 20.maddesine göre; herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir ve özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacaktır. Yine Anayasa’nın 13.maddesi uyarınca; temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bunun yanı sıra; Türkiye Cumhuriyeti tarafından 15.08.2000 tarihinde imzalanan ve 04.06.2003 tarihinde TBMM’de onaylanan Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi, 48687 sayılı Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunun 18.06.2003 günlü ve 25142 sayılı Resmi Gazetede yayınlanması ile yürürlüğe girmiştir.

Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi’nin 17.maddesinde “Mahremiyet Hakkı” düzenlenmiş ve hiç kimsenin özel ve aile yaşamına, konutuna veya haberleşmesine keyfi veya hukuka aykırı olarak müdahale edilemeyeceği belirtilmiştir.

Yine Türkiye Cumhuriyeti tarafından 18.05.1954 tarihinde onaylanarak bağlayıcılık kazanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Özel hayatın ve aile hayatının korunması” başlıklı 8.maddesi uyarınca; “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir” şeklindedir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, AB Temel Haklar Şartı gibi hukuk kaynaklarında da aynı doğrultuda hükümler mevcuttur.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin içtihatlarında; “Özel Hayatın Gizliliği” hakkının sınırlanabilmesi için “yasallık” ilkesinin şart olduğu ifade edilmiştir. Bu ilke ile birlikte, sınırlamanın meşru bir amaç için yapılması, müdahalenin demokratik toplumda gerekli olması, orantılı olması, müdahaleyi gerekli kılmak için gösterilen gerekçenin uygun ve elverişli olmasını aramaktadır.

Parmak izi ile mesai takibi uygulamasının kişisel bilgilerin gizliliği ve temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediği hususu yakın bir geçmişte iç hukukta da tartışma konusu edilmiş olup; Tarim Ormancılık ve Hayvancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası tarafından Hatay Valiliği aleyhine ikame olunan “İdari İşlemin İptali” konulu dava ile; Hatay İl Tarım Müdürlüğü personelinin mesai giriş-çıkışlarında parmak izi ile tanıtma ve parmak izi kullanma zorunluluğunun kaldırılmasını talep etmiştir. Dava gerekçesi olarak Sendika Yönetimi; kişisel bilgi niteliğindeki parmak izinin yetkili olmayan kişilerce-yetkilendirilmiş kolluk kuvvetleri haricinde kalan kişilerce- toplanmasının hukuka aykırı olduğu, bilgilerin başka amaçla kullanılmasını engelleyecek hiçbir tedbir bulunmadığı, bu itibarla çalışanların kişisel güvenliği açısından sakıncalı olduğu, işyeri çalışanları arasında büyük bir tedirginliğin yaşandığı gösterilmiştir.

Davalı İdare ise savunmasında; Parmak izi cihazıyla mesai kontrolünün personelin çalışma saatlerine riayeti ve disiplinin sağlanması amacıyla yapıldığı, kontrol sağlanınca iş veriminin arttığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğunu belirtmiştir.

Ne var ki; Hatay İdare Mahkemesi kararında, Anayasal ve uluslararası sözleşmesel hükümleri teati edildikten sonra; kişisel veri olan “parmak izinin” kamusal alanda da olsa “özel hayatın gizliliği” kapsamında kaldığı ifade edilmiştir. Yine bireyin izni olmadan parmak izinin alınması, bu uygulamanın idare ajanları tarafından değil bu işi yüklenen firma çalışanlarınca yapılacak olması, toplanan verilerin ilerde başka bir şekilde kullanılmayacağına dair bir güvencenin bulunmaması nedenlerine dayanılarak idari işlemde hukuka uyarlık bulunamamış ve idari işlemin iptali cihetine gidilmiştir.
Yine aynı tip bir uyuşmazlık Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın uygulamaya koyduğu “Personel Devam Çizelgesi ve Kontrol Projesi” kapsamında Belediye’de görev yapan tüm memur işçi ve sözleşmeli personelin parmak izlerinin alınması uygulamasına ilişkin olarak gündeme gelmiştir.
Uyuşmazlığa bakan Ankara 1.İdare Mahkemesi, idari işlemin kesin ve yürütülebilir nitelikte olmadığından bahisle iptal davasına konu edilemeyeceğini belirtmek suretiyle davanın incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Karar davacı tarafça temyiz edilmekle dosyaya bakan Danıştay 12.Daire Başkanlığı; işin esasına girilmeden davanın reddedilmesini yasaya aykırı bulmuş ve İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Danıştay 12. Daire Başkanlığı bozma gerekçesinde usulü nedenleri sıraladıktan sonra; Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun temel belgelerinden olan ve Türkiye tarafından da kabul edilerek onaylanan Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “özel yaşamın gizliliği” hakkına ilişkin hükümlerinin uyuşmazlığın çözümünde uygulanmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Daire parmak izinin “kişisel veri” niteliğinde olduğuna değinmiş ve bireyin izni olmaksızın parmak izinin muhafaza edildiği güvencesiz bir sistemin uygulamaya geçirilmesinin uluslararası sözleşmeler ve yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Kanaatimizce; bahse konu davalarda; sistem, yargı merciine yeterince izah edilememiş ve savunmalar bu yönde geliştirilememiştir. Gerçekten de günümüzde pek çok firmada kullanılmakta olan parmak izi sistemleri, çalışanın parmak izinin resmini çeken ve istenmesi halinde bu resimleri çoğaltabilen şekilde tasarlanmamıştır. Kişinin parmak izinin çeşitli kimyasallar yardımıyla parmaktan kopyalanarak cihazda okutulabileceği de yine asılsız bir iddiadır.
Söz konusu tartışmalarda parmak izinin bir kopyası alınarak bir başka amaçla kullanımı mümkün olmadığı cihetle uygulamanın, insan haklarını ihlal edecek bir suistimale yol açma ihtimali bulunmamaktadır. Bu cihaz, sadece canlılığını sürdüren kişinin, yani damarları kesilmemiş ve ter bezleri hala aktif olan bir kimsenin bir kez kaydedilerek bir takip numarasına (ID Number) dönüştürülen parmak izi verisi ile daha sonra tekrar gelen parmak izinin kodlarının benzerliği hızla kontrol edilmesini sağlamaktadır. Parmak izi cihazında bir parmak izi resminin kesinlikle saklanmamakta olduğu ve esasen bahse konu cihazların kapasitelerinin de buna müsait olmadığı bu sistemin kurulması hususunda iştigal eden firmaların ortak iddiasıdır. Yine sistem kaydında kopyalanan parmak izinin bir fotoğrafının basımının da imkan dahilinde olmadığı işbu firmalar tarafından vurgulanan sair bir husustur.
Anılan davaların uygulamayı benimseyen taraf aleyhine neticelenmesinin bir sebebi de, çalışanların uygulamaya rıza göstermemesinden kaynaklanmakta olup, çalışanın iş sözleşmesi yahut bağımsız bir tebliğ ile onayına sunulan ve çalışanca kabul gören uygulamanın hayata geçirilmesinde benzer bir sonuç ile karşılaşma riski minimize edilmiş olacaktır.

Av. Özge TOĞAY